x
Bize Ulaşın





Estetik Blog

Bu Senin Hikayen

Bu Senin Hikayen…

Değişim durduğunda hayat durur. Siz estetiği neden yaptırdığınızı sanıyordunuz? “insanların tenlerine dokunarak ruhlarını onardığımıza” inanıyorum. İşimiz sadece kıkırdağı, kemiği, eti şekillendirmek değil. Hayat hikayenizin yöneldiği yolda size güç katmak, yaslanacak bir omuz olmak aynı zamanda.

www.ozanbalik.com

Botulinum Toksini’nin Mevsimi Olur mu?

Eğer Botulinum Toksini’ni düzenli olarak yaptırıyorsanız zaten zamanlama konusunda özel bir çaba gereksizdir. Ama kırk yılda bir aklıma gelirse yaptırıyorum diyorsanız eğer o zaman size bir ip ucu vereyim.

 

Neden Botulinum Toksini yaptırıyoruz? Bunu bir hatırlayalım. Yüzümüzde mimiklerimizi oluşturan kasları zayıflatarak çizgilenmeleri önlemek için bunu yapıyoruz. Deri altındaki kaslarımız kasılarak deriyi çekmeyi bırakabilir ise deri üzerindeki o çizgilenmeler olmaz. Oluşmuş olan derin izler ise serbest kalır ve vücudumuz o derin izlerin altını doldurabilme şansı bulur.

 

Peki sihirli soru geliyor… Yüzümüzü ve göz kenarlarımızı en çok ne zaman kırıştırıyoruz? Cevap ortada, güneşli havalarda gözümüz fazla ışıklardan korunmak üzere fazla kısılır, alın kasları da dengeyi sağlamak üzere daha fazla kasılır ve daha fazla kırışıklığa neden olur. Buna benzer durum bilgisayar karşısında çok çalışan kişilerde de görülür. Öyle ise çok sık Botulinum Toksini yaptıramayan kişiler için en ideal süreç tüm yazı Botulinum Toksini etkisinde geçirmektir. Tüm yazı Botulinum Toksini etkisinde geçirmek için ise , Botulinum Toksini etkisinin 3-6 ay arası sürdüğünü düşünürsek bahar ayları olur.

Yaptığımız her mimik derimizi alttan oyan bir rende gibi davranır. Bu rende etkisi de sözünü ettiğimiz dış güçler nedeni ile yazın artar. Siz siz olun yaza girmeden Botulinum Toksini’nin etkisinin devam ettiğinden emin olun, etmiyor ise tekrarlatın.

Pürüzsüz bir yaz dilerim…

Yeni Yılda Yeni Bir Siz

 

Bir şeyleri değiştirmeyi sever misiniz? Ben çok severim. Dünya üzerinde çeşitli kültürlerde önemli bazı günler, dönemler vardır. Bu günlerin ortak özelliği hayatınızda bir iz bırakabilmesi için  değişime fırsat vermesidir.

 

Bu günler, dargınların barışması için bir fırsattır, sevdiklerimizi görmek için bir fırsattır, sevgimizi göstermek için bir fırsattır, anı paylaşmak için fırsattır. Tüm bu fırsatlar bize değişimi fısıldar. Böyle anlarda bir dönüm noktasındasınız ve artık bir fırsatınız vardır. Bu fırsatları değerlendirebilirseniz hayat çizginizde bir şeyler değişecek demektir.

 

Tutkularını yaşayan insanlar hayatı boyunca hep bir şeyleri değiştirmek için uğraşır. Hiç değişmeyecek olanın “değişim dürtüsü” olduğunu hep bilir. Peki yaşamlarımızı değiştirme konusundaki sınırlarımız neler?

 

Mesleğim itibariyle en çok duyduğum değişim istekleri; daha genç görünmek için yüz estetiği, bedenini sevdiğini göstermek için daha sıkı bir vücut, genetik mirasa artık bir dur demek için burun estetiği ya da kadınlığını en derinden hissetmek için meme estetiği… Dikkat ederseniz hepsinin altında yatan şey; değişim!

 

Her ne şekilde olursa olsun değişim, yeni bir yolun sembolüdür. Ve hep o özel günlerde arzulanır sansak bile yaşama iz bırakma isteği içimizde her zaman vardır.

Bir hastamın benimle paylaştığı, Nazım Hikmet’in sözü bu arzuyu güzel ifade ediyor: “Ben artık şarkı dinlemek değil, şarkı söylemek istiyorum”

 

Ve belki de bu yılbaşında şarkı söyleme sırası size gelmiştir.

 

Mutlu seneler…

Estetik Cerrahide Mesleki Sorumluluk

Estetik Cerrahi Gerçeğe Dönüşmüş Bir Peri Masalıdır.
Ve Doğruları Konuşmak İyidir…

 

Aslında bu makaleyi kendim için yazıyorum. Neden mi? İşimiz gerçekten keyifli bunun yanında bu süreçte kendimi bu ambiyansa kaptırıp unutmamak adına bu ortama yazılı olarak koyuyorum. Okuduktan sonrada unutun…


Yaptığımız iş biz plastik cerrahların mesleğidir. Ne demek bu? Hobi değil, bir meslek! İşimizin bir ucu hastalarımızın duygularıdır. Kendimi hastalarımın yerine koyup düşündüğüm ve hastalarıma hep anlattığım bazı şeyler var bunları sizinle paylaşayım istedim.

 

1. Ağrısı çok azdır ama bir çok ameliyat sonrası ağrı ve şişlikler kaçınılmazdır. Ve bir ortalaması olsa bile bazı hassas kişlerde, ciltlerde biraz daha fazla görülebilir. Bir estetik ameliyat olacaksanız sıfır şişlik, sıfır morluk gibi bir teminat beklemeyin.

 

2. “Şunun gibi bir meme istiyorum” veya “böyle bir burun isterim” demenizin tek faydası tarzınızın anlaşılmasıdır. Birebir aynısının yapılabilmesi için sizin de birebir aynı olmanız vb gerekli. Tabi bir de aquapark kaydırağı gibi bir burnu beğenip de ardından doğal olsun dediğinizde isteklerinizin mantık zemini bozuluyor. Keşke her hastamız photoshop kullanbilse de kendi yüzlerinde bir çizim yapsa, o zaman anlaşmak daha kolay olabilirdi.

 

3. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir! Her doktor kendi pratiğinde bazı tecrübeler edinir ve bunu hastalarına yansıtır. Bu ameliyat öncesi, sonrası, yada ameliyat tekniği ile ilgili olabilir. Bunlar gelişen ve güncellenen, canlı yaşayan kavramlardır. Evet neredeyse tüm cerrahlar 5 yıl önce yaptıklarından daha farklı yöntemler ve stratejilerle ameliyat yapıyor. Muhtemelen 5 yıl sonra daha farklı yöntemleri uyguluyor olabilecekler. Değişim iyidir. Yenilikçi olmasaydık hala o eski metrelerce uzunluktaki burun tamponlarını kullanıyor olurduk.

 

4. 6 yıl Çukurova Üviversitesi Tıp Fakültesi, 6 Yıl Dokuz Eylül Tıp Fakültesi Plastik Cerrahi Kliniği, Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi ve Yaratıcı tarafından binlerce sınava tabi tutularak ‘yaratılmışı bozup yeniden yapma’ üzerine sertifikalandırıldım. Ama benim de her ameliyatım harika sonuçlanmıyor elbette. Hiç komplikasyonum yok diyecek bir cerrah yeryüzünde yoktur. Kendimden yola çıkarsak: bir burun estetiği konusunda %6-7 gibi komplikasyon oranım var. Literatür ortalamasının altındadır bu oran. O yüzden başarılı kabul edilebilir. Ama daha önemli olan şey bunların genellikle basit müdahelelerle düzelebiliyor olmasıdır. Ve mutlaka kendi problemimi de kendim düzeltirim (verilebilecek en güçlü söz budur).

 

5. Hayatta en kıymetli şey insanın kendisidir. Olmayı düşündüğünüz ameliyat sizin için çok önemli, belki de hayatınızın merkezindedir. Bir defada sorunsuzca olup halletmek istiyorsunuz. Emin olun doktorunuz bunu sizden daha çok istiyecektir. Sizin memnuniyetinizi yakınlarınızla paylaşmanız ve ardından bunların doktorunuzun kulağına gelmesi pahabiçilemez birşeydir.

 

Önemli olan bir miktar riskleri de olan bu yolda sizi yanlız bırakmayacağına güveneceğiniz bir cerrah ile yürümektir.
İşimiz keyifli olduğu kadar bilimsel gerçekler üzerine inşa edilmiştir. Gelişmeyi ve öğrenmeyi bilmek gerek. Kararlarınızı alırken mantık hesabınızı iyi kurgulamanız için bunları kaleme aldım.
Hepinize mutlu ve güzel bir yeni yıl diliyorum.

Burun Estetiği Sonrasındaki Ses Tonunuz…

Hemen hemen her organımız sesli çalışır, beynimiz buna dahildir. Neyse ki son derece düşük desibellerde bunu biz bile farketmeyiz. Ya dış dünyaya duyurduğumuz sesimiz nasıl oluşuyor? Peki rinoplasti olma aşamasında burnunuzun sesini dinlemeye var mısınız…

 

Öncelikle sesimiz nasıl oluşuyor buna bakalım. Hep sözünü ettiğimiz o ses teller aslında tel değildir. Bu perde şeklinde bir doku olup, larens dediğimiz boyun yapısının içerisinde yerleşmiştir. Bunca renkli ses tonunun ana yapısını, 2 adet ses perdesinin açılıp kasılması ve gerginliğinin artıp azalması ile elde ediyoruz. Bu perdelerde ses oluştuktan sonra sesin velofaringeal alandan geçip ağız boşluğu ve burun arka boşluğuna yansırken yüz iskeletimizdeki sinus duvarlarına çarparak son halini almaya başlar. Bu süreçten anlaşıldığı üzere doğru nefes alma mekanizmaları ve doğru şekilde alına hava sizing sesinizi etkiler. Bası ses sanatlarında görüldüğü üzere buruna ses yansıması daha fazla olanlar da vardır. Her ne şekilde olur ise olsun hava akışını etkileyen her girişim aslında ses tonumuz üzerinde bir etkiye sahiptir.

ses-hastaliklari

 

Bir rinoplastide kişinin nefes alma problem var ise ameliyat önceki ses tonunun kendi doğal ses tonu olduğunu düşünmemek lazım. Ameliyat sonrası burunun hava pasajı değişecek ise bu havanın işleyeceği ses tonunda da değişim olacaktır. Bu değişimin boyutu elbette burnunuzun ameliyat öncesi ne kadar solunum problem içerdiği ile ilişkilidir. Konuşurken burnunuzu tıkayarak ses tonundaki değişiminizi gözlemleyebilirsiniz. Eğer ameliyat öncesi solunum sıkıntınız yok ise ameliyat sırasında da solunum sıkıntısı oluşmaması için önlem alındı ise ses tonunuz korunmuş olacaktır. Elbette ince bir ayrıntı daha var bu konuda. Ameliyat sonrası aldığınız nefes bile gelişebilirken ses tonunuz yine de değişebilir, çünkü olay sadece havanın bol olması değil, o havanın burundan geçerken sürtündüğü ve çarptığı diğer yapılar da önemlidir.

 

girtlakkanseri

Çoğunlukla ses tonundaki değişimleri hiçbirimiz algılamazken ses sanatları ile ilgiliyseniz ve burun estetiği düşünüyorsanız sesinizde olabilecek olası değişikler konusunda mutlaka doktorunuz ile konuşmalısınız.

 

Bu bağlamda iyi bir rinoplasti sonrası kişi hem güzel görünmeli, hem iyi nefes almalı, hem iyi koklamalı hem de sesinin rengi iyileşmelidir.

Estetik Cerrahı Seçerken…

Bir hocamın değişi ile “burun estetiği ameliyatı son derece şahsi bir ameliyattır”. Herkes aynı kağıt kalemi kullanır ama herkesin imzası farklıdır. Kimse birbirinin aynı ameliyatı yapmıyor. O yüzden bir cerrah seçmek burnunuzu seçmektir.

 

Elinize bir kalem alın bir resim yapın. Nasıl oldu? Beğendiniz mi? Bunu defalarca tekrar ederseniz daha iyiye gidebileceğinizi biliyorsunuz değil mi? Buna tecrübe diyoruz. Eğer buna biraz yetenek ve iç görü katabilirseniz harikalar yaratabilirsiniz. Uzak doğu sporlarında bir doktrin vardır: “bir tekniği bin defa yaparsanız öğrenirsiniz, on bin defa yaparsanız sizin olur”. Cerrahi için de bu geçerlidir. Özetle tecrübe değerli bir kavramdır.  Tüm cerrahların aynı tecrübe, aynı yetenek ve hayal gücüne sahip olmadığını tahmin ediyor olmalısınız. En azından bu tahmin sizi doğru buruna götürecektir.

 

Ortalama bir cerrah için bile bir burun ameliyatını kabul edilebilir bir güzellikte ortaya koymak için en az 12 yıl tıp eğitimi (öncesini saymıyorum) içerisinde hayalini bile kuramayacağınız nöron aktivitesi gerektirir. Bu arada nöron düşünmemizi sağlayan sinir hücresidir.

 

Yine de bu kadar donanımlı adamları kolaylıkla alt edebilirsiniz. Onlar terazinin bir kefesine bu eğitimi ve ciltlere sığmayan emeklerini koyarken terazinin kefesine koymaları için onlara; örneğin ameliyatınızın ilk günü burnunuzun hep şiş mi kalacağını sorabilir, genel anestezi altında dünyanın en teknik ameliyatlarından birini olmasına rağmen hiç bir riskinin olmadığını teyit ettirmeye çalışabilir, pazardan karpuz alır gibi pazarlık edebilirsiniz. Doktorunuz ne diyeceğini bilemeyecek ve şaşkınlıkla oturduğu yerden bakakalacak ve siz kazanacaksınız. Tecrübeli olanlar bunu gülücükle örteceklerdir.

 

Ne demiştik, bir cerrah seçmek burnunuzu seçmektir.

Estetik Cerrahide Türkiye

Kadın veya erkek, günümüzde estetik cerrahi her ülkeden her kesimden ilgi gören bir konudur. Ülkelerin kendi içlerinde değişen sağlık politikaları ve uygulamaları vardır. Bu bağlamda Türkiye sağlık hizmetlerinin dünyada en ekonomik olduğu ülkelerden biridir. Elbette ekonomik olması bir ülkenin yada merkezin estetik cerrahi amacı ile tercih edilmesini sağlamamaktadır.  Peki Türkiye’nin estetikte  böylesine trend olmasının nedeni nedir?

 

Türkiye Avrupa ve Dünya  tıbbına yön veren bir çok alimin doğduğu ve eser verdiği bir coğrafyadır.  Aesculap tan Galene, İbni Sina (Avicenna) dan Hipokrat’a tıbbın ataları bu yurdun bir parçası olmuştur. Hal böyle olunca doğu ve batının bileşiminde bir tıp kültürü bu topraklarda hüküm sürdü ve sürmektedir. Dünya literatüründe Türkiye kaynaklı bir çok bilimsel çalışma bulunmaktadır. Türkiye’nin bu sosyolojik yapısı estetikle birleşince estetik cerrahide dünya çapında söz sahibi olmuştur.

 

Birçok yurtdışı hasta için ekonomik seçeneklerin olması da eklenince  estetik tatili konseptini doğmuştur.  Turizm açısından eşsiz olan ülkemiz estetik cerrahi seçeneklerini değerlendiren hastalar için ekstra bonus olmaktadır.

 

Türkiye’miz, bir dünya şehri olan İstanbul’umuz, estetik cerrahide de bir dünya markası olma yolunda dev adımlarını atmaya devam etmektedir.

 

Ulusal misafirperverliğimizle sizleri de ülkemizde görmekten mutluluk duyarız.

Nazilere Karşı Rinoplasti Savaşları

1930’lu yıllarda büyük ve sırtı kabarık olan tipik bir Yahudi burnuna sahip olmak ciddi bir sıkıntı kaynağıydı. Hele ki Almanya topraklarında.

nazi
Bir alman ortopedi cerrahı olan Jacques Joseph, Amerikalı meslektaşı Roe gibi rinoplasti ile ilgileniyor ve özellikle de ırksal ayrıntılara odaklanıyordu. Onun bu çalışması Alman toplumunda baskı görmeye başlayan Yahudiler için bir kurtuluş oluyordu. Çünkü tipik özellikleri olan Yahudi burunları onların toplum içerisinde direkt olarak tanınmasına ve farklı muamele görmelerine neden oluyordu. İlk burnunu düzelttiği zengin bir Yahudi idi ve arkadaşıydı. Arkadaşı Berlin’e geri döndüğünde tüm çevresi şaşkınlık içerisindeydi. Bu haber ışık hızı ile yayıldı. Joseph kapalı rinoplasti yapıyordu. Kesiler burun içerisinde olduğu için hiç bir iz kalmıyordu. O zamanlar iletişim şimdiki gibi değildi tabiki ve Joseph, Amerika’daki meslektaşı Roe’den haberi yoktu. Bu nedenle kapalı rinoplastiyi Joseph kendi buldu zannediyordu. Oysa Roe kendisinden 40 yıl önce rinoplastiyi kapalı yapıyordu. İzin olmaması çok önemliydi, aksi halde toplumsal baskı daha da katlanabilirdi.
Joseph 1934 yılında Hitlerin yönetimi ele almasından bir kaç ay sonra hayata gözlerini yumdu. Rethi adlı cerrah ta aynı yıl, Joseph’in ölümünden hemen sonra açık rinoplastiyi ilk defa uyguladı ve tanıttı. Açık rinoplastinin yüğkselişinin nazilerle paralel olması bana hep ironik gelmiştir.
Joseph’in ölümünün ardından Yahudilerin daha çok görünmez olmaya ihtiyacı vardı. Görevi onun öğrencileri devraldı.
O yıllarda Amerika’da da rinoplasti furyası patlamıştı. Samuel Forman adlı bir anatomist de rinoplastinin temellerini ortaya koyacak bir çalışma yapmak istiyordu. Bunu kitaplarda detaylı anlatabilmek için ameliyatı görmesi gerekiyordu, ne yazık ki plastik cerrahlar onu ameliyatlarına almak istemiyor ve işlemi gizliyorlardı. Sonun da o da hevesli bir KBB asistanı olan Irving Goldberg ile çalışmaya başladı. O da burun anatomisine meraklıydı. Bu sevdası uğruna Almanya’ya gitti ve Joseph tarafından eğitilmiş Macar Zoltal Negel ile çalıştı bir süre. Burun sırtını daraltıp, burun ucunu kubbe gibi kaldırarak küçük küstah burunlar yapmayı ondan öğrendi.
Biraz da bunun etkisi ile kapalı rinoplasti herkes tarafından öğrenilebilir bir ameliyat değildi. Mutlaka biri size öğretmeli ve bu teknik ile gönül bağınız olmalı. Aksi halde başaramazsınız. Çünkü kapalı rinoplasti diğer ameliyatlar gibi izlenerek öğrenilemez. Onu sadece yapan cerrah görür. Bu nedenle kapalı rinoplastide oda da sadece siz, hasta ve tanrı vardır.
Hastalıklar tarihin tozlu sayfalarında çoğu şeyi değiştirmiştir. Bizler ise bunları genelde farklı siyasi amaçlarla olduğunu sanırız. Oysa sadece farklı pencereden bakmak gereklidir. Ve hiçbir cerrahi işlem Kapalı Rinoplasti kadar siyasi dengeleri böylesine değiştirecek güce sahip olmamıştı.

Bu site kişileri bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış olup sağlık hizmeti vermemektedir. Sitedeki bilgiler hiçbir şekilde hastaların tanı ve tedavisinde kullanılmamalıdır.